Kaç dakikada bulaşır? |Büyük bir oda, 27 kişi, 1’i pozitif

0
32

Bilim insanları, kapalı ortamlarda koronavirüsten korunmak için dünya çapında tavsiye edilen sosyal mesafenin ne kadar etkili olduğunu inceledi. İşte çok önemli detaylar…

Hepimizin bildiği gibi koronavirüs bulaşını önlemek için sosyal mesafeyi korumak diğer önlemler kadar hayati önem taşıyor. Salgının ilk günlerinde ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC), bu mesafeyi 6 feet yani 1,83 metre olarak açıklarken Dünya Sağlık Örgütü ise bu uzaklığın en az 1 metre olduğunu belirtmişti.

Ülkemizde de 1,5 metre olarak belirlenen sosyal mesafe kadar maske ve hijyen kurallarına da uyarak virüsten korunmaya çalışıyoruz. Ancak bilim insanları kapalı alanlarda virüsün bulaşmasında diğer etkenlerin sosyal mesafeden çok daha etkili olduğunu belirtiyor

KAPALI MEKANLARDA SOSYAL MESAFE YETERSİZ KALIYOR

Business Insider’da yer alan haberde, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde (MIT) yapılan yeni bir araştırmanın bulgularına yer verildi. Buna göre, yaygın olarak bilinen 6 feet’lik sosyal mesafe kuralı, kapalı alanlarda Covid-19’a maruz kalma riskini çok az etkiliyor. Yani kapalı mekanlarda sosyal mesafe kuralı koronadan korunmak için yetersiz kalıyor.

Araştırmacılara göre bu kural koronavirüsün kapalı alanlarda nasıl hareket ettiğine dair modası geçmiş bir anlayışa dayanıyor. Araştırmacılar, kapalı alanlarda 6 feet kuralından çok ortamdaki insan sayısı, maske takıp takmadıkları, ne yaptıkları ve havalandırma seviyesi gibi diğer değişkenlerin önemli olduğunu vurguluyor.

CDC’nin iç ve dış mekanlarda 1,5 metre mesafeyi önermesine karşın, İngiltere’de bu mesafe 2 metre. Avrupa ülkelerinin birçoğunda ise Dünya Sağlık Örgütü tarafından minimum mesafe olarak tavsiye edilen 1 metre kuralı geçerli.

YANLIŞ BİR GÜVEN DUYGUSU OLUŞTURUYOR

Araştırmanın başındaki isimlerden biri olan MIT Profesörü Mark Bazant, kapalı alanlarda virüsten korunmak için mesafenin pek yardımcı olmadığını hatta yanlış bir güven duygusu verdiğini çünkü kapalı alanlarda virüse maruz kalma seviyesinin mesafe 60 feet de olsa 6 feet de aynı olabileceğini söylüyor. Yani ortamdaki insanlarla mesafeniz ister 15 metre olsun isterse 1,5 metre risk aynı. 15 metrede ne kadar güvendeyseniz 1,5 metrede de o kadar güvendesiniz. Bazant ayrıca açıklamasında pek çok yer için aslında kişi sayısı kısıtlamasına gerek olmadığının da altını çiziyor.

Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Bilimler Akademisi Bildirileri (PNAS) isimli dergide yayımlanan makalede Bazant, kapalı alanda virüs maruziyetini kontrol etmenin daha etkili olan yolunun, o alan için diğer değişkenlere dayalı bireysel hesaplamalar yapmak olduğunu belirtiyor. Buradaki asıl kıstas insanların kapalı alanda bir arada geçirdiği zaman, hava filtreleme ve dolaşım sistemleri, havalandırma oranı, maskelerin takılıp takılmadığı ve başka etmenler olmalı.

Araştırmacılar bir kişinin kapalı bir mekana giren enfekte bir kişiden virüsü ne kadar sürede kapacağını tahmin etmek için de bir formül geliştirdi. Bu formül ile odada ne kadar insan bulunduğunun ve bu insanların davranışlarının, virüsün havada ne kadar süre asılı kalacağı üzerindeki etkisi hesaplandı.

Havanın odanın içinde hareket ettiği, insanların konuştuğu, şarkı söylediği, yemek yediği, hapşırdığı bir ortamda damlacıkların havada asılı kalabildiği, daha sakin ortamlarda ise bu parçacıkların yavaşça yere düştüğü gözlemlendi. Bu nedenle araştırmacılar, virüs partiküllerinin filtreleme ya da havalandırma yoluyla etkisiz hale getirilebileceğini savunuyor.

ÖRNEK SENARYO

Senaryo 1: Enfekte bir kişi 25 kişilik bir sınıfa girerse, bu kişilerin hiçbiri maske takmaz ve herkes konuşursa, sınıftakilerin hepsinin 36 dakika içinde koronavirüse yakalanma riski altında olacağı, 1,5 metre kuralına uyup uymamaları bir fark yaratmayacağı belirtiliyor.

Senaryo 2: Eğer sınıftaki 25 kişinin tamamı maske takarsa, ortamdaki havanın 20 saat boyunca diğer kişiler tarafından solunmasının güvenli olacağı değerlendiriliyor.

ÖRNEK SENARYO

Senaryo 1: Enfekte bir kişi 25 kişilik bir sınıfa girerse, bu kişilerin hiçbiri maske takmaz ve herkes konuşursa, sınıftakilerin hepsinin 36 dakika içinde koronavirüse yakalanma riski altında olacağı, 1,5 metre kuralına uyup uymamaları bir fark yaratmayacağı belirtiliyor.

Senaryo 2: Eğer sınıftaki 25 kişinin tamamı maske takarsa, ortamdaki havanın 20 saat boyunca diğer kişiler tarafından solunmasının güvenli olacağı değerlendiriliyor.

VİRÜS HAVADA ASILI KALIYOR MU?

Pandeminin başlangıcında, virüsün nefes yoluyla, hapşırma veya konuşma sırasında çıkan damlacıklar yoluyla yayıldığı düşünülüyordu. Ancak yeni kanıtlar, virüsün havada asılı kalabilen ve ilk düşünülenden çok daha uzağa gidebilen daha hafif aerosol damlacıkları üzerinde dolaştığını güçlü bir şekilde gösteriyor. Sakin bir ortamda bu parçacıklar yavaşça yere iniyor. Ancak kapalı mekanlarda insanların konuştuğu, yemek yediği, şarkı söylediği ve hapşırdığı bir ortamda damlalar havada asılı kalabiliyor. Virüs partiküllerinin kapalı mekanda dolaşımı havalandırma veya filtreleme ile dengelenebilir.

Tüm bu araştırmaların ışığında halk sağlığı kurumları, sosyal mesafe kuralının virüsün yayılımın engellemediğini kabul etmeye başladı. Mart ayında CDC, 6 feet olan sosyal mesafe kuralının okullarda 3 feet’e (180 santimetreden 90 santimetreye) indirilebileceğini tavsiye etti.

CDC ayrıca, yaz kamplarındaki çocuklar için yeme ve içme haricinde birbirlerine 3 feet yakınlıkta olabileceklerini söyleyerek sosyal mesafe rehberini de güncelledi.

Dahası uzmanlar, açık havada insanlara 6 feet uzaklıkta durmanın mümkün olduğu durumlarda, dışarıda maske takmanın her zaman gerekli olmadığını savunuyor.

Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji ve Tıbbi Viroloji Uzmanı Doç. Dr. Fatih Şahiner’e bu araştırmanın ışığında sorularımızı yönelttik.

Damlacıkların havada asılı kalma özelliği var mı?
Maske ve hava sirkülasyonun olmadığı kapalı alanlarda sosyal mesafenin korunması önemini yitiriyor mu?
Kapalı ortamlarda havalandırma yetersizse bulaş oranı artar mı?
Kapalı ortamlarda sosyal mesafe haricinde diğer etkenler virüsten korunmada ne kadar etkili?
Öncelikle yeniden hatırlayalım, SARS-CoV-2 enfeksiyonlarının temel bulaş yolu nedir? Damlacıkların havada asılı kalma özelliği var mıdır?

SARS-CoV-2 enfeksiyonlarının temel bulaş yolu enfekte kişilerin solunum yolu damlacıklarına maruz kalmaktır. Bu damlacıklar ortalama 100 mikrometre büyüklüğünde olup, yaklaşık 1 metre mesafede yere düşme eğilimindedir, yani havada asılı kalma özellikleri yoktur. Bu damlacıklar yüksek miktarda virüs içerirler ve virüslerin yapısal bütünlüğünün ve bulaştırıcılığının daha uzun süre devam etmesi için uygun bir ortam sağlarlar. Solunum yolu ile atılan partikül boyutu küçüldükçe içerdiği virüs miktarı azalır ve küçük partiküller çok daha hızlı buharlaştığı için bulaştırıcılık riski azalır. Bioaerosoller veya damlacık çekirdekleri olarak adlandırılan 5 mikrometreden küçük boyutlara sahip bu partiküller az sayıda virüs içermekle beraber daha uzun mesafeye ulaşabilme ve havada asılı kalma özellikleri nedeni ile solunum yolu ile bulaşan bazı viral enfeksiyonların (suçiçeği gibi) yayılmasında çok önemlidir.

Damlacık yolundan farklı olan bu bulaş yolu “aerosol bulaş” veya “havada asılı kalan partiküller aracılığı ile bulaş” veya “airborne transmission” olarak tanımlanır. SARS-CoV-2 salgınının ilk dönemlerinde uzunca tartışmalara neden olan bir konu olan havadan bulaş ile ilgili günümüzde farklı araştırmaların sunduğu çok daha güçlü kanıtlara ulaşılmıştır. Temel fizik ve matematik kuralları da aslında bu durumu destekler nitelikte diyebiliriz.

Kapalı alanlarda 1,5 metre olan sosyal mesafe virüsten korunmak için yeterli bir kriter mi?

Küçük damlacıklar havada daha uzun süre asılı kalır ve daha uzun mesafeye gider ancak daha az virüs içerir. Hava akımı bu küçük partikülleri beklenenden daha uzağa taşıyabilir. Örneğin salgının ilk döneminde yayımlanan bir makalede bir restoran klimasının virüs içeren küçük partikülleri hava akımı yönünde taşıyarak enfeksiyonu duyarlı kişilere bulaştırdığı gösterilmişti. Bu çalışma kapalı bir mekan için 1,5 metre mesafenin yetersiz kalabildiğine dair ilk verilerden biriydi.

Sosyal mesafe korunsa da kapalı ortamlarda havalandırma yetersizse bulaş oranı artar mı?

Küçük damlacıklar az miktarda virüs içerir ve bu partiküller açık havada hızla buharlaşıp kaybolur. Buna karşın kapalı bir odada bulunan ve yoğun bir şekilde öksüren bir kişi odayı bu partiküllerden milyonlarcası ile doldurabilir ve bu odanın havalandırması yetersiz ise duyarlı kişiler için bu odayı adeta bir virüs kovanı gibi düşünebiliriz. Bunu destekleyen bir çalışmada semptomatik bir hastanın odasının kapısında bekleyen kişilere virüs bulaştığını gösteren bir makale yayımlandı ve bu çalışma SARS-CoV-2’nin airborne-havayolu ile bulaşını destekleyen ilk verilerden biri idi.

Kapalı alanlarda alanın hacmi, odadaki kişi sayısı, içeride kalma süresi, sosyal mesafe, hava akımı virüsün yayılımını nasıl etkiliyor?

Kapalı bir alanın hacmi ne kadar küçükse ve hava akımı ne kadar zayıfsa virüs içeren partiküllerin havada asılı kalma olasılığı artar. Bir çalışmada hastane ortamında havada viral partikül varlığı araştırılmış ve havalandırması yetersiz dar bir alan olan tuvaletlerin havasında diğer alanlara göre daha yüksek oranda virüs varlığı ölçülmüştür. Bu durumu hayalimizde şöyle görselleştirebiliriz. Sigara içen bir kişi havalandırılmayan dar bir odayı çok kısa bir sürede nasıl dumanla doldurursa, aynen öyle de enfeksiyonun aktif döneminde olan ve öksürüğü ile virüs saçan bir kişi içerisinde bulunduğu odayı kısa sürede virüs içeren partiküller ile doldurur diyebiliriz.

Aynı büyüklükteki bir odada çok sayıda virüs saçan kişinin varlığı, kişilerin içeride kalma süresi, yüksek sesli konuşma veya şarkı söyleme, sosyal mesafenin kapalı ortamlarda sahte bir güvenlik hissi vermesi, hastanın ve diğer kişilerin maskesiz olması ve yetersiz havalandırma durumlarında ortamdaki viral yük ve bulaş riski artacaktır. Bunu da yine sigara içen kişiler üzerinden kafamızda canlandırabiliriz. Ortam küçüldükçe, sigara içen kişi sayısı arttıkça, bir kişi çok sigara içiyorsa (sürekli öksüren bir hasta gibi) ve odanın havalandırması yetersiz ise dışarıdan odaya giren kişinin maruz kalacağı dumanı kafamızda canlandırmamız durumun ciddiyetini anlamak için yeterli olacaktır.

Sonuç olarak düşük miktarda virüs içerdiği için açık havada önemsenmeyen havada asılı aerosoller ev içinde veya kapalı ortamlarda klasik bir bilgi haline gelmiş olan “Sosyal mesafe ile korunma” kuralını yetersiz kılıyor. Bu nedenle, kapalı alanlarda mesafe yerine hacim (odanın hacmi) ve yük (viral yük) gibi yeni ölçü birimleri ile karşılaşıyoruz diyebiliriz. Hastane ortamları, toplu taşıma araçları ve hatta enfekte bir kişinin de içerisinde bulunduğu bir otomobil ve hatta uçaklar gibi birçok kapalı alanda bulaş riskinin incelendiği veya simülasyonunun yapıldığı çok sayıda çalışma var ve bu çalışmaların sunduğu korunma önlemleri genel olarak birkaç başlıkta toplanıyor:

• Havalandırma (yeterli süre ve uygun yöntemle)

• Kapalı alanlarda insan yoğunluğunu azaltma

• Universal maske kullanımı (hasta ve duyarlı kişilerin birlikte)

• Semptomatik kişilerin izolasyonu (mümkün olan en uygun yaklaşımla)

kaynak:hürriyet

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here